Türk Dili ve Edebiyatı_10.Sınıf_2.Dönem_19.yy Türk Edebiyatı
DERS PLANI
DERS:Türk Dili ve Edebiyatı
SINIF:Lise 2. Sınıflar
ÜNİTE ADI: :İslamî Devir Türk Edebiyatı
KONU: XIX.y.y Türk Edebiyatı
SÜRE: 2 Ders Saati
HEDEF: XIX.y.y Türk Edebiyatını seçkin eserleri aracılığıyla tanıyabilme
DAVRANIŞ : Edebiyatla sosyal yapı arasındaki bağı kavrama
Edebi Akımları tanıma ve özelliklerini söyleme
XIX.y.y Türk Edebiyatının özelliklerini söyleme Enderunlu Vasıf’ı tanıma
ÖĞRETME- ÖĞRENME YÖNTEM VE TEKNİKLERİ:Açıklama, anlatım,soru- cevap,yorumlama.
ARAÇ- GEREÇ VE KAYNAKLAR: Türk Dili ve Edebiyatı Ders Kitabı, Türk Edebiyatı(A:Kabaklı),
Resimli Türk Edebiyatı Tarihi (N: S: Banarlı)
İŞLENİŞ:Önceki dersin hatırlatılması
1. Edebiyatla Sosyal Yapı Arasındaki ilgi ve Etkileşim
Bir toplumun ifadesi olan edebiyat, o toplumun sosyal yapısı, uygarlık düzeyi, inanış ve yaşayış özellikleriyle sıkı sıkıya ilişkilidir.
İslamlık Öncesi Türk Edebiyatı'nın, göçebe hayatı yaşayan ve doğal inanış sistemine bağlı olan Türklerin edebiyatı olduğunu biliyorsunuz. Bu toplumda hakanlar ve çevreleri (yönetenler) ile halk arasında doğrudan bir bütünleşme vardır. Dil katışıksız Türkçe’dir. Bir zümreye değil, herkese aittir. Dolayısıyla bu dil, herkesle kolay iletişim sağlamaya yarayan bir araçtır. Bu dille oluşan edebiyat, hem hakana hem çobana seslenebilen bir edebiyattır. Konu ve temalarının doğa sevgisi, yurt sevgisi, aile sevgisi, yiğitlik, doğaya bağlı inanış... kavramları çevresinde oluşması da bu toplumsal özelliklerden ötürüdür. Budizm gibi Şamanizm’den başka dinlerin (Manihaizm vb.) kabul edildiği dönemlerde de aynı özellikler, farklı inanışlar içeren metinlerde kendisini göstermiştir.
Türklerin İslamlığı kabul edişlerinden sonra, sosyal yapıda da değişiklikler olmaya başlamıştır. Bu dönemde toprağa yerleşme ve kentleşme hızlanmıştır. Böylece saray ve aydınlar çevresiyle halk çevresinde farklı edebiyatlar oluşmuştur. Arapça’nın bilim, Farsça’nın edebiyat ve sanat dili olarak benimsenmesi, giderek. Türkçe-Arapça-Farsça kuralların karışımından oluşan Osmanlı Türkçe sini doğurmuştur. Diğer iki dilin kültüründen gelme mazmunlar, simgeler, efsaneler, tarihi motifler... aydınlar zümresi edebiyatının önemli öğelerini oluşturmuştur. İslamlığın özel :: bir duyuş ve düşünüş biçimi olan tasavvuf da kendi kültürüyle kendi zümresine !
özgü bir edebiyatın oluşmasına yol açmıştır. İslam inanış ve kültüründen etkilenen halk ise, bu kültürden gelme bazı kelime ve sözleri kullanmaya başlamıştır. Buna ' rağmen, eski Türkçe sini kullanmayı, eski kültürden pek çok öğeyi yaşayışında k0rumayı sürdürmüş; edebiyatını da bu yolda oluşturmuştur.
Bütün bunlar bize, edebiyatın sosyal, kültürel yapıdaki değişikliklerden doğrudan etkilendiğini göstermektedir.
Tanzimat edebiyatımızın, ilk döneminde özgürlük, vatan, millet, hak, adalet gibi kavramlara bağlı içerikler geliştirmesi, kültürel yapıda görülen ve toplumsal yapıda gerçekleştirilmek istenen değişikliklerden ötürüdür. Daha sonra farklılaşan ve sanat için sanat yapan yazarlar da hem batılı sanatın bu yönünden hem i. Meşrutiyet'in sona erdirilmesiyle doğan toplumsal ortamdan ötürü böyle bir yönelişe girmişlerdir. ilk belirtilerini dil ve tarih alanındaki çalışmalar ve ulus bilincinin uyandırılmasıyla Tanzimat Dönemi'nde gösteren Milli Edebiyat da II. Meşrutiyet'ten sonra doğan kısmi özgürlük ortamında ve hazırlanan bu yeni kültürel birikim üstünde filizlenmiştir.
2. Edebiyatla Düşünce Akımları Arasındaki ilişkiler ve Edebi Akımlar
Bütün bunlar bize, edebiyatın belli düşünceler ve anlayışlar çevresinde oluştuğunu gösterir. Edebiyat, aynı zamanda, bunları kendi yapısında kendine özgü bir biçimde barındırır. Edebiyat, makaleden şiire kadar geniş bir kapsam içinde düşünüldüğünde, hayatı, dünyayı, toplumları, inanışları, düşünceleri içeren çok geniş bir ilgi alanı olarak da kabul edilebilir.
Ama edebiyata sanat olarak bakıldığında, onun, bu bilgi zenginliğini sunmasını( daha önemli bir işlevi olduğunu görmek gerekir. Bu, estetik işlevdir. Masalın, şiirin romanın, öykünün... esas önemi buradan gelir. Öteki bilgiler öğretici kaynak:a zaten yer almaktadır. Ama insanı derinden etkileyen, ruh yönünden değiştirip geliştiren, onu insanlaşma yolunda yücelten, edebiyatın estetik yönüdür.
Edebiyatın yukarıda belirtilen etkilerle önemli değişiklikler geçirdiği anlaşılıyor. Bu nedenle edebiyat anlayışlarında yeniliklerin olması, yeni nitelik ve biçimde edebi ürünlerinin ortaya çıkması doğaldır. Kimi zaman bu anlayış tek bir yazarla da ortaya çıkabilir. Kimi zaman da bir grup yazar, yeni bir anlayış çevresinde toplanabilir yeni bir akım oluşturabilir. Bu topluluk ve akımlar, önceki anlayış ve uygulamaları değerlendirir, eleştirirler. Neye, niçin karşı çıktıklarını, ne yapmak istediklerini dile getirir, buna uygun eserler yazarlar.
Batıda görülen klasisizm, romantizm, realizm, natüralizm, parnasizm, sembolizm, empresyonizm, kübizm, ekspresyonizm, sürrealizm... akımları; edebiyatımızda görülen Servet-i Fünun, Fecr-i Ati, Yedi Meş'ale... toplulukları gibi.
3-Tanzimat Fermanı'ndan Günümüze Uzanan Türk Edebiyatının Dönemleri XIX. yüzyıl ortalarından itibaren Türk edebiyatı, birçok bakımdan batı edebiyatı etkisine girmiştir. Böylece, Batı Etkisinde Gelişen Türk Edebiyatı oluşmuştur.Ülkemizde meydana gelen siyasi, sosyal ve kültürel gelişmeler; çeşitli düşünce akımları ve edebi topluluklar, eski yeni çatışması, dilde sadeleşme gibi olaylar edebiyatın da kendi içinde birtakım ara dönemlere ayrılmasına yol açmıştır. Buna göre, Tanzimat Fermanı'ndan günümüze uzanan Türk edebiyatı altı dönemde incelenir:
a. Tanzimat Devri Türk Edebiyatı
b. Edebiyat-ı Cedide (Servet-i Fünun Edebiyatı)
c. Fecr-i Ati
d. Milli Edebiyat Akımı
e. Milli Mücadele Dönemi Edebiyatı
f. Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı
A. XIX. YÜZYIL TÜRK EDEBİYATI
XIIX. yüzyıl Türk edebiyatı, klasik edebiyat, halk edebiyatı ve Batı Etkisinde Gelişen Türk Edebiyatı olmak üzere üç alanda gelişme göstermiştir.
XVII. yüzyıldan sonra klasik edebiyatla halk edebiyatının birbirinden etkilendiği bilinmektedir. XIX yüzyılda bu etkileşimin belirgin bir biçimde sürdüğü gözlenmektedir. Bu arada, klasik edebiyatı sürdüren kimi sanatçılarda batı edebiyatının etkileri görülmeye başlamıştır.
Daha önce kimi temsilcilerinden söz edilse de Nedim'le belirgin duruma gelen yerlileşme, bu dönemin divan geleneği şairlerinde sürmüştür. Yerel renk ve motifler.deyim, atasözü türü yerli kültür öğeleri şiirlerde kullanılmıştır. Bu, konuları bakımından genelde soyut bir görüntü veren klasik edebiyatın somuta daha çok yöneldi;mi de göstermektedir. Bu dönemin eserlerinde bireysel yaşantılar dile getirilmeye, toplumsal yaşayış gündeme alınmaya başlamıştır. Gerek batı ile ilişkiler gerekse bu eğilimler, mensur eserlerin çoğalmasına da yol açmıştır. Bu dönemde Enderunlu Vasıf, Keçecizade izzet Molla, Yenişehirli Avni, Leskofçalı Galip gibi klasik geleneği sürdürenler vardır. Yine aynı gelenek içinde Şeref Hanım, Leyla Hanım, Adile Sultan gibi kadın şairlerin varlığı dikkat çekicidir. Dönem sanatçılarının Halk ede:;yatından aldığı en önemli özellikse sadeleşme eğilimidir.
Klasik edebiyat bu farklılaşmayı gösterirken Halk edebiyatının kimi temsilcileri de Divan edebiyatından konu, biçim, ölçü, dil ve mazmunlar yönünden etkilenmişlerdir. Çünkü bu dönemde kimi halk şairleri tekke ve medrese kültürünü tanımış, okuryazar kimselerdir: Dertli, Seyrani, Erzurumlu Emrah, Bayburtlu Zihni...
Buna rağmen otantik geleneği sürdüren halk ozanları da vardır. Bunlar, bildiğimiz özellikleriyle birlikte, Osmanlı imparatorluğu'nun çözülme döneminden halkın etkilenişini dile getirmiş, toplumsal konuları da işlemişlerdir. Dadaloğlu, Deli Boran, Beyoğlu... bu geleneğin temsilcilerindendir.
Batıyla kültürel ilişkilerin bu' yüzyılda genişletildiği ve hızlandırıldığı görülmektedir. Bilindiği gibi bu ilişkiler, daha önce, matbaanın kurulması, sefaretname türü eserene batının belli ölçülerde tanınması gibi alanlarla sınırlıydı. Kimi devlet yetkilileri, batı kültürünü tanıyan kimi eğitimciler, bilim adamları bu kültürle ilgili düşünceler sürmüşler, giderek de batılılaşmayı savunur olmuşlardır.
Bu aydınlardan edebiyatla ilgilenenler çeviri denemelerine koyulmuş, toplumsal konuları işlemeye başlamışlardır.
Yüzyılın ilk yarısında görülen bu eğilimlerden sonra Tanzimat Fermam (1839) imzalanmış, özellikle ikinci yarısından sonra gazetecilik geliştirilmeye; tiyatro, roman, öykü, makale gibi türler denenmeye, modern çeviriler yapılmaya başlanmıştır. Bu büyük yenilikler döneminin yazarları edebiyatımızda I. Tanzimatçılar olarak anılmaktadır: Şinasi, Ziya Paşa, Namık Kemal gibi.
Enderunlu Vasıf
Enderunlu Vasıf (?-1824), İstanbul’da doğmuştur. "Enderun" adı verilen saray okulunda yetiştiğinden bu adla anılmıştır. "Enderunlu" sıfatıyla anılan başka divan şairleri de vardır. Vasıf, I. Abdülhamit, III. Selim, IV. Mustafa, II. Mahmut dönemlerinde, uzunca bir süre sarayda görev yapmış, İstanbul’da ölmüştür.
Yaşadığı karışık dönemde, Nedim ve Şeyh Galip gibi iki büyük.ustadan sonra klasik şiir, gerileme sürecine girmiştir. Mahallileşmeyle güç kazanan halk zevki ve dilinin şiirde yer alması onda da görülmektedir, Bu yönleriyle Nedim'in devamı sayılır; ama onun ustalığına ulaştığı söylenemez.
Enderunlu Vasıf'ın şarkı ve gazelleri diğer şiirlerinden daha başarılıdır. Şarkı biçimini murabba (4'lü bentlerle), muhammes (5'1i bentlerle), müseddes (6'1ı bentlerle), hatta gazel formunda değişik biçim ve ölçülerde denemiştir. Bir şarkı şairi olarak anılır.
İstanbul güzelliklerini çeşitli yönlerden dile getirmesi, onun bir başka önemli özelliğidir. Klasik şiiri halk şiirine yaklaştırma çabası gösteren şairlerimizdendir. Dili sadedir.
ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME: 1. Şairin sevgiliye sesleniş nedenlerini belirtiniz.
2. Bu şarkıda içerik öğeleri bakımından klasik şiirimize bağlanabilecek özellikleri belirtiniz.
4. Şarkıda mahallileşmenin etkisini gösteren ayrıntıları bulunuz.
5. Şarkının nakarat dizesinin ona ne gibi özellikler kattığını belirtiniz.
6. Şair, duygularını dile getirirken hangi sanatlara başvurmuştur, açıklayınız?
PLANIN İŞLENİŞİNE İLİŞKİN GÖRÜŞLER:
Murat AKSOY Ali USTA
Ders Öğretmeni Okul Müdürü
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!
0 yorum yazılmıştır