Kaside Tür ve Şekil Özellikleri, Su Kasidesi

2007-03-31 22:20:00

KASİDE TÜR VE ŞEKİL ÖZELLİKLERİ VE SU KASİDESİ
Kasidenin kafiye örgüsü, ilk beytin mısraları kendi arasında, diğer beyitlerin ikinci mısraları ilk beyitle kafiyelendirilerek sağlanır. İkinci beyit ve sonraki beyitlerin ilk mısraları serbesttir, kafiye örgüsüne dahil değildir. Araştırıcıların kasidede beyit sayısının en az yirmi otuz, en çok beş yüz beyit olduğunu, Türk Divan şiirinde bu bayının ortalama 45-75 beyit arasında bulunduğunu bildirirler.
Arap edebiyatının bize kadar gelen en eski kaside örnekleri muallakat denilen yedi şiirdir. İlk kasidelerde dört ana bölüm bulunur. Şairin, sevgilisinin mensup olduğu kabilenin, bir müddet konakladıktan sonra terk ettiği yerlerde gördüğü manzarayı hüzünlü bir hava içinde anlattığı bölüme bükâ (=ağlama); sevgilinin tasvir edildiği ve kendi aşkını anlattığı bölüme nesib; âşığın seyahati boyunca çektiği zorlukları anlattığı bölüme rahil ve nihayet mensup olduğu kabileyi, hâmîsini veya bir büyüğü övdüğü bölüme de medhiyye denir.
Diğer Müslüman milletlerin edebiyatında revaç bulduktan sonra, bilhassa Sâmânoğuları, Gazneliler ve Âzerbaycan Atabeyleri saraylarında himaye gören şairler vasıtasıyla kaside gelişti, millî unsurlarla zenginleşti. Gelişme Selçuklu v e Osmanlı dönemlerinde de devam etti. Kaside bilhassa XIV. Ve XV. Yüzyıllarda klasik şeklini aldı. Klasik ve tam bir kasidede nesib (veya teşbib), tegazzül, giriz (veya girizgâh), medhiyye, fahriyye, tâc ve duâ olmak üzere yedi bölüm ortaya çıktı. (giriz ve tâc bazı hallerde diğer bölümlerle kaynaşmış vaziyette görülebilir).
Kasidenin nesib (veya teşbib) bölümünde, başta aşk ve âşığın halleri olmak üzere mevsimler, kır ve tabiat manzaraları, çiçekler, günün bir ânı, geceleyin gökyüzü ve akla gelebilecek her şey tasvir edilir. Sanatçının hünerini ve kültürüün gösterdiği en önemli ve en uzun bölüm nesib bölümüdür.
Tegazzül bölümünde şair, kaside ile aynı ölçü ve kafiyede olmak üzere bir gazel söyler. (Eski belâgatçilere göre gazel kasidenin başında bulunursa bu bölüm nesib adını alırdı).
Giriz (veya girizgâh) medhiyyeden önce gelen bir veya birkaç beyitlik bölümdür. Burada şair uygun bir dil ile medhiyyeye geçiş yapar. Giriz beyitleri nesible medhiyyeyi kaynaştıran ve ustalık isteyen beyitlerdir.
Medhiyye bölümünde, şiir kimin için yazılmışsa o övülür. Bu Allah (c.c.), Hz. Muhammed (s.a.s.) veya halifeleri, sultan, vezir, yüksek rütbeli bir memur, bir şeyh vs. olabilir. (Eğer medhiyye bölümünde Hz. Peygamber (a.s.) övülürse bu kaside na't adını alır.)
Fahriyyede şair kendini över. Fahriyye bölümü Nef'î'nin tesiriyle özellikle 17'nci asırdan sonra çok gelişti.
Tâc, şairin adının ya da mahlâsının geçtiği beytin adıdır.
Duâ bölümü ile kaside sonar erer. Bu bölümde şair medhiyyede övülen şahıs için hayır duâda bulunur.

Fuzûlî'nin Su Kasidesi
Nesîb 15 beyit, Giriz 1 beyit, Medhiyye 13 beyit, Fahriyye ve Tâc 1 beyit, Duâ 2 beyit olarak kaleme alınmıştır.
Tegazzül yoktur.
Fuzûlî nesib bölümüne itina etmiş, gerçekten güzel beyitlerle kendi aşkını ve âşığın hallerini anlatarak usta olduğu bir vâdîde şairlik gücünü göstermeye çalışmıştır. Girizgâhı başarılıdır, bir bölümden diğerine ustaca geçmiştir. Medhiyyede mübalağacı şairler gibi değil, olanı anlatmış; Hz. Peygamber'i gerçek vasıfları ile övmüştür. Bu bölümde onun Peygamber sevgisi, aşkı, coşkun bir ifade ile nakledilmiştir. Tâc beyte fahriyyeyi de yüklemiş, bir yandan mahlasını tevriyeli kullanılışı ile, sözleri ile tevazua sığınırken, diğer yandan da edep ölçülerini aşmadan kendisini övmüştür. Şiirin dua bölümünde de çarpıcılık, farklılık vardır. Dikkat edilirse şair Hz. Peygamber için duâ etmemiş, duâya ihtiyacı olmayan Resûl-i Ekrem'in şefâatine sığınmıştır.
Kasidenin nesib bölümünde âşığın hallerinden ve aşktan bahsedilmiştir. Na't içinde âşıkâne sözler söyleme aslında Fuzûlî'nin tabiî tavrıdır.
Su Kasidesi aruzun remel bahrinden fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilün kalıbı ile yazılmıştır. Fuzûlî'yi bu şiirde aruza hâkimiyet bakımından fazla başarılı bulmuyoruz. Az bir kısmı özel vurgu sağlayarak şiire ses güzelliği sağlasa da, kırk beş kelimede yaptığı birer imâle, yedi kelimede yaptığı ikişer imâle, bir kelimede yaptığı üç imâle ve bir kelimede (seng-i hârâ'da) yaptığı zihâf onun teknik yönden başarısını gölgelemektedir.
Kaynak: Metin Akar, Su Kasidesi Şerhi, Diyanet Vakfı Yayınları, s.97-101

4660
0
0
Yorum Yaz